Jefferson Airplane çok insanın gözünde o 6o ların ünlü San Francisco soundunun temel taşı. Surrealistic Pillow ise unutulmaz The Summer Of Love 1967 nin soundtrack i. Ve tabii ki Jorma Kaukonen‘in gruptaki lead gitarist rolü ve sunduğu o elegant physedelic soloları, enstrümantal pasajları Jefferson Airplane’in müziğini bu derece özel yapan elementti.
Physedelic rock artık müzik tarihinde geçmiş bir dönem Kaukonen için. O tekrar ilk ve sonsuz aşkı olan akustik gitar müziğine döndü.
Jefferson Airplane’e ismini veren de Jorma olmuştu. Adı psychedelic rock ile anılsa da asıl aşkı hep akustik gitar oldu Jorma’nın. İsmi garip bulanlar için not düşmek lazım, Jorma Kaukonen’in babası Finlandiya göçmeni. Soyadından özellikle Fin tınısı almak mümkün. Hatta başka bir ilginç ayrıntı Jorma’nın 1975 yılında bir süre İsveç’in kuzeyinde ikamet ettiği.
Tekrar konuya dönecek olursak, daha Airplane zamanında bascı Jack Cassady ile birlikte beraber kurduğu Hot Tuna‘ya da değinmek lazım. JA ile turneye çıktıkları yıllarda kaldıkları otel odalarında TV olmamasından dolayı tüm zamanlarını müzikle uğraşarak geçirdiklerini söylüyor Jorma. Akustik gitarları ellerine alıp sürekli tıngırdatıyorlar. Bu şekilde meydana getirip biriktirdikleri materyalleri JA konserlerinden önce çalmaya başlayan Hot Tuna, böylelikle bir süre JA’nın yelkenlerine doldurduğu rüzgarla gitti.
1972 de Jorma gitar kariyerine Hot Tuna ile devam etmeye karar verip JA i bıraktı. Hot Tuna’nın bu dönem çalışmalarına hem elektrik hem de akustik gitarın hakim olduğunu söylemek lazım. Jefferson Airplane dönemine kadar elektro gitara yan bakan Jorma Kaukonen bu enstrümanin büyüsüne kapıldıktan sonra bırakmakta zorlandığını söylüyor..
Elektro gitar hiç ilgimi çekmiyordu, yine de Jefferson’dan çocukların ”gel seni bir gruba deneyelim” önerisi üzerine çalışmaya gittim. Ve herkesin bildiği o elektrik gitarla yapılan rock and roll’un büyüsü beni de içine çekti. Kısa bir zaman sonra müptelası olmuştum.
Jorma’nın son albümlerine şöyle bir baktığımda tekrar tamamıyla akustiğe döndüğünü görüyorum. Mesela sondan bir önceki Stars in My Grown‘da bluegrass, country ve country blues u karıştıran büyülü parmaklarının verdiği tınıyı çok rahat duymak mümkün.
En son albümü River Of Time ise grubunun davulcusu Levon Helm in stüdyosunda kaydolmuş. (Bir ara Jorma kendisi de son model bir stüdyo kuruyor, ama aletlerin kullanma kılavuzunu okumaktan asıl işime konsantre olamadım, o yüzden tüm takım taklavatı sattım diyor) Albümde emek veren diğer müzisyenler ise Lary Campbell ve Barry Mitterhoff.
İlginç bir başka detayı vereyim, Jorma organize bir şekilde gitar dersleri de veriyor. Ohio’nun ortasında, kuş uçmayan, kervan geçmeyen bir yerde ”Guitar Camp” yapmış, mimar olan karısının yardımlarıyla. Tam teşekküllü diyebiliriz. Gitar çalmak için düzenlenen alanların yanısıra restoran, kütüphane ve tiyatro da var Guitar Camp da.
Ohio’ya uçak bileti, okulun parası derken ahlayıp vahlamanıza da fırsat bırakmıyor Jorma. Gitar derslerine internetten ulaşmak da mümkün. www.BreakDownWay.com adresinden aylığı 29 dolara hocasından feyz alabiliyorsunuz. İnternetten değil, ama Ohio’dan 11 yılda 4500 kişi mezun olmuş.
Okuldu, yeni albümlerdi derken bile Hot Tuna projesini devam ettiriyor Kaukonen, 50 yıldır beraber çaldığı arkadaşı Jack Casady ile yollarını ayırmadan. İlk gitarını eline aldığında 15 yaşında olan Kaukonen’in o yıllarda dinlediği müziğin The Best Of Muddy Waters, The Best of Little Walter olduğunu okumuştum bir yerlerde.
Belki müzik tarihinde yer etmiş bir başka katkısı da Jorma’nın Janis Joplin ile beraber yaptığı The Typewriter Tapes (1964) denilebilir. 1962 de ünlü değilken Santa Clara’ya taşınan Jorma bir coffeehousa’a takılmaya başlıyor. O dönem o kafeye Jery Garcia, Pigpen (Grateful Dead’in ilk keyboaard cusu) ve Janis Japlin gibi tipler takılıyor. Orada soruyor Janis ”beraber takılalım mı?” diye. Janis’in ne kadar yetenekli olduğunu anlamakta gecikmeyen Jorma hatunla beraber 10-12 defa gig yapıyor West Coast da. Hatta ilk piyasaya çıkışını da Janis’e borçlu. Bir akşam çıkmaları gereken programa Janis gelmiyor. Programı tek başına yapmak zorunda kalan Jorma mekanın sahibinden haftada bir defa çalması için teklif alıyor. Sonrası da çorap söküğü gibi gelmiş zaten.
Marihuana kokulu 60 ların havası insanın aklını başından alır, biliyorum. Ama biraz da işin teknik yönüne baksak? Sıkmadan ama… Nasılolsa bu satırları okurken muhakkak iyi birşey çalıyorsun odanda. Belki duruma göre tüttürüyorsun bile…
Efekt mi?
Efekt sorunca kahkaha atıyor Jorma… Biz başladığımızda yoktu ki efekt… İlk, ama ilk efektim bir Maestro Fuzz pedal idi. Sonra wah wah pedallar çıkınca bir de ondan aldım. Sonra tuttum bir tane da fuzz pedal aldım. Ampeg Scrambler..
Santa Clara’da alet edavatını satmaya uğraşan ihtiyarın biriyle karşılaşıyor Jorma. Babada bir 1930 yapımı Maple Blond Gibson L 5 var. Amfi olarak da 50 lerin başından Fender Princeton. Holy Fuck !!! Bu ikisini de 60 dolara alıyor bizimki. Jefferson’da çalarken de bunları kullanıyor Jorma. Bir süre sonra 250 dolara bunları sattığında iyi bir alışveriş yaptığı için kendiyle övünmüş. Ama yıllar sonra amfiyi bıraktım, sırf Gibson’un aynı modelini başka bir yerde 25,000 dolara satılırken görünce içi bayağı burkulmuş. Ekipmanını değiştiren gitaristimiz Byrds’dan Roger Mc Quinn’den esinlenerek bir 12 telli Rickenbacker ediniyor. Bir de Guild Thunderbird… Jefferson’da biraz bitleri kanlanıp cebine para girince adamımız iki tane Fender Twin Reverb alıyor. Thunderbird’ü de Gibson 345 Stereo’ya değiştiriyor.
YouTube’da çok kaliteli çekimler bulmak mümkün değil. En azından ben bulamadım diyeyim. Ancak torrentlerden bir hayli albümünü indirdim Jorma’nın. Bir de Spotify’da son 3 albümü var. Akustik gitar, yerine göre tüm bir albüm boyunca hiç sıkılmadan dinlenebiliyor. Hele de çalan kişi Rock ve gitar dünyasının en saygıdeğer müzisyenlerinden biri olursa…


torrentten külliyatı da indi bu arada.
This comment was originally posted on FriendFeed